DOĞANIN RUHU ( THE SPIRIT OF NATURE )

Şehirden uzaklaşıp kendinizi Doğanın Ruhu'na bırakmak ister misiniz ? Sayfamızda bulunan doğa içerikli dökümanlarla canlıların yaşamını şimdi keşfedin.

"Kutsal Toprak Ana, ağaçlar ve tüm doğa, düşüncelerinizin ve yaptıklarınızın şahididir..."

Winnebago Bilge Sözü

Cirrostratus Bulutu


Cirrostratus Bulutu

Cirrostratus (Cs): Genellikle ışık halkası oluşturan ipliksi ya da düzgün görünümlü, saydam ve gökyüzünü tümüyle ya da kısmen örten beyazımsı bulut türü.

Cirrocumulus Bulutu


Cirrocumulus Bulutu

Cirrocumulus (Cc): Gölgesiz ince beyaz parça, örtü ya da katman biçiminde bulut. Birbirine karışmış ya da ayrı ayrı ve oldukça düzgün dizilmiş taneler, dalgacıklar biçiminde çok küçük öğelerden oluşur. Bu öğelerin görünür genişlikleri 1 dereceden azdır.

Cirrus Bulutu


Bulut (Cloud)

Bulut, su damlacıkları, buz kristalleri ya da bunların karışımlarından oluşan, toprağa değmeyen, gözle görülür kütledir.

Atmosfer'de yoğunlaşan madde su buharıdır. Bu da, küçük su damlacıklarını, genellikle 0.01 mm buz kristallerini oluştururur. Milyarlarca damlacık ve kristallerin beraber durmasıyla bulut olarak görünürler. Bulutlar tüm görünür dalga boyutlarını yansıtır ve genellikle beyazdır fakat gri veya siyah olarak görünebilirler. Siyah görünmelerinin sebebi, çok kalın veya yoğun olması ile güneş ışığının geçmesine izin vermemesindendir.

Bulut cinsleri ve açıklamaları

Cirrus (Ci) : İnce beyaz iplikler ya da beyaz parçalar ya da dar şeritler biçiminde birbirinden ayrı parçalardan oluşan bulutlardır. Bu bulutların ipliksi bir görünümü ya da ipeksi bir parlaklığı vardır; Kimi zaman her iki özellik bir arada bulunur.

Kirpi (Erinaceus europaeus)




Kirpi (Erinaceus europaeus)

Kirpi (Erinaceus europaeus), kirpigiller (Erinaceidae) familyasından noktürnal, böcekçil bir memeli türü.

Özellikleri :

Yaklaşık 30 cm. boyunda, ağırlığı cinsiyete, yaşa ve yaşadığı koşullara bağlı olarak 500-1200 gr. arasında değişir. Gövdesinin üzeri 2-2.5 cm. uzunluğundaki kırçıl dikenlerle örtülüdür. Kızdırıldığı zaman vücudu yuvarlak hale gelir ve böylece bir diken topuna dönüşür.

Yaşam alanları :

Çalılıklı ormanlardan, büyük park ve bahçelere kadar pek çok yerde yaşayabilir. Nemli yerleri sever. Toprak içine açtığı tünellerde barınır.

Dağılımı :

Doğu Avrupa’dan başlayarak, İsrail’e kadar görülür. Türkiye’nin hemen her yerinde rastlanır. Yalnız geceleri etkindir. Çevre sıcaklığının 4 °C’nin altına düştüğü zaman kış uykusuna yatar. Hamilelikleri 5-6 hafta sürer. Her doğumda 3-8 yavru doğurur. Ortalama ömrü 18 yıldır.

Beslenme :

Çoğunlukla böcek, sümüklüböcek, kurbağa, solucan, nadiren küçük fare ve yılan yavruları yer. Erişkin kirpiler kedi mamalarını severek yer.

İnsanların dayanabildiği tetanus zehiri miktarının 7 bin katına dayanıklı oldukları saptanmıştır. Çok zehirli bazı böcek ve yılanları kolaylıkla avlayıp yer. Ancak engerek zehiri gibi bazı zehirlere karşı da dayanıksızdır.

Türkiye'de kirpiler :

Türkiye’de avlanması yasaktır. Kırmızı listede "NT" kategorisindedir. Kirpiler, Türkiye’nin koruma altındaki türlerinden biridir; Resmi Gazete’de yayınlanan “Çevre ve Orman Bakanlığı’nca Koruma Altına Alınan Yaban Hayvanları” (EK LİSTE 1) listesinde belirtilmiştir.Ayrıca kirpilerin doğal ortamından uzaklaştırılması, satılması, evlerde pet hayvanı olarak bakılması yasaktır. Konuyla ilgili ihbarlarla Doğa Koruma ve Milli Parklar İl Müdürlükleri ilgilenmektedir.

Oklu Kirpi (Hystricidae)


Oklu Kirpi (Hystricidae)

Oklu kirpigiller (Hystricidae), Eski Dünya oklu kirpileri olarak da bilinir, kemiriciler (Rodentia) takımına ait bir familya.

Bu familyayı Amerika'da bulunan ağaç oklu kirpilerinden daha rahat ayırt edebilmek için Eski Dünya oklukirpileri de denilir. Dikenlerinden dolayı "kirpi" olarak adlandırılsalar da, asıl kirpigiller ile akrabalıkları yoktur. Familyanın Türkiye'de bulunan tek temsilcisi Hint oklu kirpisidir.


Oklu Kirpi (Hystricidae)

Oklu kirpigiller (Hystricidae), Eski Dünya oklu kirpileri olarak da bilinir, kemiriciler (Rodentia) takımına ait bir familya.

Bu familyayı Amerika'da bulunan ağaç oklu kirpilerinden daha rahat ayırt edebilmek için Eski Dünya oklukirpileri de denilir. Dikenlerinden dolayı "kirpi" olarak adlandırılsalar da, asıl kirpigiller ile akrabalıkları yoktur. Familyanın Türkiye'de bulunan tek temsilcisi Hint oklu kirpisidir.

Özellikler :

Oklu kirpiler, memelilerin arasında en uzun dikenlere sahip olanlarıdır. Oklu kirpilerin postunda her türlü kılları bulmak mümkündür; yumuşak yün, sert kıllar, kısa dikenler, kalın, çok elastik, uzun, kıllar ve sert, uzun oklar. Bu okların bazıları 40 cm uzunluğa varır ve 7 mm kalınlığında olurlar. Okları çok sivri olur ve yaraladığı yerin iltihaplanmasına yol açabilir.Ömrü: 8-10 yıl.

Çeşitleri: Oklukirpi, Urzon ve Kuanda en tanınmış türleridir.

Eskiden oklu kirpilerin oklarını gerçekten fırlatabildiklerine inanılmıştır. Bu kesinlikle yanlıştır. Ama oklarını kendini korumak için kullandığı doğrudur.

Dağılımları ve yaşam alanları :

Genelde Afrika ve Asya'nın tropik ve subtropik bölgelerinde yaygınlardır. Güney Avrupa'da yaygın olan oklu kirpilerin insanlar tarafından getirilmiş olup olmadıkları kesin bilinmemektedir. Ama ağırlıklı olarak Güneydoğu Asya'da yaygındırlar, burada en çok türlerine rastlanır.

Oklu kirpilerin yaşam alanları çok farklı olabilir; yarı çöl, çalılık alanlar veya tropik yağmur ormanlarında bulunabilir.

Davranış :

Oklu kirpiler yerin altında yaşarlar. Bazı türler kendi kazdıkları tünellerde bazıları da başka hayvanların kazdıkları mağaralarda ve kaya aralıklarında yaşarlar. Geceleri bitkisel gıda ihtiyaçlarını gidermek için yuvalarından dışarı çıkarlar.

Savunma :

En büyük oklukirpi, Eskidünyaya mahsus olan ve toprak inlerde yaşayan tepeli oklukirpidir. Boyu 1 metreye yaklaşan bu hayvan bazan, 30 kg ağırlığa ulaşmaktadır. Etkili silahları, başından başlayarak sırtını ve kuyruğunu kaplayan oklarıdır. İğne sivriliğinde olan bu oklar bazan 50 cm uzunlukta olabilmektedir. Hindistan'ın ormanlarında tepeli oklukirpiye hücumu sırasında hayatını kaybetmiş panter ölülerine sık sık rastlanır. Bir defasında ölü bir panterin kafasına saplanmış 17 ok sayıldı. Oklardan ikisi gözlerini delerek beynine ulaşmıştı. Pençeleri de ok doluydu.

Oklukirpinin keskin zekaya ve hızlı ayaklara ihtiyacı yoktur. İstediği zaman sivri oklarını dikleştirerek tehlikeli bir şekle dönüşür. Çalılıklar arasından geçerken mırıltı şeklinde sesler çıkarır. Yürürken dikenleri ok torbası gibi takırdar. Okları etine o kadar gevşek bağlıdır ki, elle hafifçe dokunulsa bile hemen düşerler. Uçları iğne gibidir. İsabet ettiği yeri delerek girer. Yanlarında bulunan keskin kenarlar da eti keserek saplamayı hızlandırır. Ayrıca okun dış yüzeyinde bulunan küçücük ince çengelli dikenler okun etten çıkışına mani olur. Okların içi boştur. Sıcak ve nemli ete saplandıktan kısa bir an sonra şişer ve ucu patlayarak ikiye ayrılır ve ette tahribatı arttırır. Et yarılmadan okun çıkışı mümkün değildir.

Yenidünyanın Ünlü ağaçkirpileri urzon ve kuandudur. Kuandu Meksika sınırının güneyindeki ormanlarda yaşar. Kısa dikenleri sert bir kargı gibidir. Uzun ve sarılıcı kuyruğunu ağaç dallarına dolayarak baş aşağı durabilir. Boy uzunluğu 35 cm, kuyruğu ise 12 cm kadardır. Kuzey Amerika'nın oklukirpisi urzon 40. kuzey paralelindeki ormanlarda yaşar. Bu kemirgenler 15 cm uzunluğundaki kuyruğu ile beraber yaklaşık 80 cm boyunda ve 8-10 kg ağırlığındadır. Bir kunduzdan daha küçük olmasına rağmen bir dağ aslanını öldürebilecek maharettedir. Vücudunda 30.000 kadar ok bulunur.


Düşmanla karşılaşan bir oklu kirpinin yaptığı ilk iş hassas burnunu korumak için başını kütüğün altına saklamaktır. Ayaklarını birbirine yaklaştırarak toprağı pençeleriyle sıkıca kavrar. Oklarını kabartır ve kuyruğunu kuvvetle sağa sola sallamaya başlar. Bu ikazı gören zeki bir saldırgan çabucak oradan uzaklaşır. Urzon; köpek, vaşak gibi bir yırtıcının saldırısına uğrayınca kuvvetli kaslı kuyruğunu hızla sallar. 20 kadar keskin uçlu ok vızıldayarak kuyruktan fırlar. Karşısındakinin etine saplanır. Bir kuyruk sallayışı bir ayıyı kaçırtmaya kafidir. Eğer hasmı kaçmazsa, oklu kirpi burnunu sakladığı yerden çıkartarak geri geri ona doğru ilerlemeye başlar. Yapabildiği kadar burnunu eğerek göğsünün altına saklar ve kuyruğunu kızgınca sallayarak ilerler. Oklu kirpinin dikenleri tarafından öldürülen dağ aslanları ve ayılara çok rastlanmıştır.

Kırlangıç Kuşu (Hirundinidae)


Kırlangıç Kuşu

Kırlangıç, kırlangıçgiller (Hirundinidae) familyasını oluşturan kuş türlerinin ortak adı.

Kırlangıçlar, kutuplar hariç dünyanın her tarafında yaşayabilen, sinek avlayarak geçinen, küçük, ötücü kuşlardır.

Özellikleri :

Boyları 10-23 cm arasında değişir. Çoğunun karnı beyaz; baş, kuyruk ve kanatları siyah; alın ve gerdanı kahverengi parlak tüylüdür. Kısa ayaklarının tırnakları sivri olduğundan düz, yassı zeminlere rahatça tutunurlar. Üçgen şeklindeki gagaları geniş yırtmaçlı olup ağızları açık uçarken sinek, sivrisinek gibi küçük böcekleri avlarlar. Kuyrukları çatallı, kanatları uzun ve sivridir. Hızlı uçarlar. Kuyruklarını dümen olarak kullanır, ani dalışlar yaparlar. Çoğu sürü halinde yaşar.

Yaz sonunda, günler kısalıp, böcekler azalınca yavru ve erginler göç ederek kışı Afrika'da geçirirler. İlkbaharda geri dönerler. Diğer göçmen kuşların aksine gündüz göç yollarına devam ederler. Göç sırasında bazen şiddetli yağmur ve fırtınalar binlercesinin ölümüne sebep olur.


Üreme :

Binaların çatı altlarına, saçaklarına ve pencere oyuklarına çamur ve kilden çanak şeklinde sağlam yuvalar yaparlar. Dişi kırlangıç, erkeğinin tükürüğüyle harç ederek gagasıyla getirdiği çamuru toplar, saman ve otlarla sekiz gün içinde sağlam bir yuva yaparlar. Geniş ve yassı gagalarını, yuvalarını yaparken, çamurları sıvamak için mala gibi kullanırlar. Yuvalarının çoğu ancak bir kırlangıcın girebileceği kadardır. Eni yaklaşık 20 cm, derinliği 10 cm kadar olup içi tüy ve kıllarla döşenir. Yuvalarını gruplar halinde mağara, kayalık ve ağaçlara yapan türler de vardır.

Dişi, yazın tarçın renginde benekli 4-5 yumurta yumurtlar. Eşler sırayla kuluçkaya yatarlar. Yavrular anne babaların ağızlarında getirdikleri böceklerle beslenirler. İki hafta içinde gelişip yuvayı terk ederler. Kırlangıçlar, yılda 2-3 defa kuluçkaya yatarlar.

Genel Bilgiler :

* Kırlangıçlar, göçmen kuşlardır. Uzun mesafelerde uçabilmeleri için uzun kanatları vardır. Kırlangıçların bir çok türü bulunmaktadır.

* Kırlangıçlar çeşitli ortamlarda yaşamlarını sürdürürler. Dağlarda, ormanlarda, bataklıklarda ve şehirlerde yaşarlar.

* Kırlangıçlar böceklerle beslenirler.

* Kırlangıçlar genellikle alçaktan ve çok hızlı uçarlar. Günlerinin büyük kısmını uçarak ve ağaç dallarında elektrik telleri üzerinde tüneyerek geçiren kırlangıçlar yalnızca yuva yapmak amacıyla çamur toplamak için yere inerler.

* Kırlangıçlar, ülkemize Nisan Mayıs aylarında gelirler. Sonbahar geldiğinde kışı geçirmek için sıcak iklimlere göç ederler.

* Birçok kırlangıç göçtükleri yere varınca göç etmeden önce yaptıkları yuvalarını yeniden bulur. Yuvasını bulamayanlar yeni yuva yaparlar.

Sığırcık Kuşu (Sturnus Vulgaris)




Sığırcık Kuşu (Sturnus Vulgaris)

Bayağı sığırcık (Sturnus vulgaris), ötücü kuşlar takımından, sığırcıkgiller familyasına ait bir kuş türü.

Fiziksel özellikleri :

Yaklaşık 19-22 cm boylarında, 94 gram ağırlığında bir kuştur. Yazları vücutları tamamen yeşil-mor ışıltılı siyah, kışları özellikle baş ve vücudün alt taraflarında belirgin beyaz beneklidir. Gaga sarı, ayaklar kırmızı renklidir. Genç kuşlar kahverengidir.


Yaşam şekli :

Ülkemizin her tarafında her mevsim görülen yerli kuşlardır. Ormanlık ve ağaçlık olan heryerde rastlanırlar. Göç mevsimlerinde bazı bölgelere ve ağaçlara yüzlercesi birden konar.

Böceklerle, bazen meyve ve tohumlarla beslenirler.

Yuvalarını kovuklara ve duvar deliklerine sap ve kökler kullanarak yaparlar. 4-7 yumurta bırakırlar. Kuluçka süreleri 12-13 gün, yavruların uçma süresi 14-17 gündür.

Ötüşleri "çirr-spett" şeklindedir.

Dünya Günü (Earth Day)


Dünya Günü (Earth Day)

"Tüm dünya bugün, 22 Nisan’da “Terra”yı yani güneş sisteminin üçüncü mavi gezegenini korumak için tedbirleri konuşuyor. Galaksinin uzak bir köşesinde yaşam açmış bir gezegende bir avuç insan olarak yaşıyoruz ve gezegenimizin doğumgününü kutluyoruz.


Gezegenimiz uzaktan mavi bir bilye gibi yaşamla parlıyor. Binlerce kuşak insana ve milyonlarca canlı türüne ev sahipliği yapıyor.Gün ve gün dünyanın nefes alışlarını yakından duyuyoruz. Sayımız artıyor tüketimimiz artıyor. Gün geçtikçe çevre bilinci de gelişiyor. Yıkıcı bir yarış.

Gezegenimiz uzaktan mavi bir bilye gibi yaşamla parlıyor. Binlerce kuşak insana ve milyonlarca canlı türüne ev sahipliği yapıyor.Gün ve gün dünyanın nefes alışlarını yakından duyuyoruz. Sayımız artıyor tüketimimiz artıyor. Gün geçtikçe çevre bilinci de gelişiyor. Yıkıcı bir yarış.

İnsan ve dünya ne zaman bölündü? Eller ne zaman koptu birbirinden. Teni topraktan gelen insan ne zaman düşman oldu anasına. Ve ne zamandan beri beton şehirlerinde yüzünü annesinden çevirmiş halde huzursuz ve perişan koşuyor bir yerlere. Durmadan düşünmeden yaşıyor işte."
Dünya Günü ?

22 Nisan Dünya Günü, ilk olarak San Francisco’da 1969 yılında düzenlenen Ulusal UNESCO Dünya Konferansında John McConnell tarafından Dünyamızın yaşamı ve güzelliğini kutlayarak karşı karşıya kaldığı çevresel tehditlere dikkat çekmek amacıyla bir Dünya Günü düzenlenmesi fikri ile ortaya çıkmıştır.

John McConnell’in ilk önerdiği Dünya Günü kutlamaları için tarih ise ekinoks (gece ve gündüzün eşit olduğu) zamanı yani 21 Mart olmuştur. Daha sonra ise, çevre sorunlarına büyük bir kamuoyu ile tepki gösteren ilk hareket Wisconsin Senatörü Gaylord Nelson’un desteği ile 22 Nisan 1970 tarihinde ilk Dünya Günü kutlamaları olarak tarihe geçmiştir. Bu kutlamalara 20 milyon kişi katılmış, birçok konferanslar ve sempozyumlar düzenlenerek, çevre sorunlarına dikkat çekilerek ABD’nin ilk 'Temiz Hava Yasası' ve 'Temiz Su Yasaları' hazırlanmıştır.

Önemli Olaylar :

1969 YILI VE ROMA KULÜBÜ RAPORU

İlk kez Dünyamızı korumak güzelliğini kutlamak için John McConnell tarafından San Francisco National UNESCO konferansında gündeme getirildi.

O yıllarda şaşırabilirsiniz ama ekonomik büyümenin sonsuz olacağı düşünülüyordu. Oysa “Roma Kulübü Raporu” denilen bir grup biliminsanı ve sanayicinin raporu durumun krize dönüşeceğini ve sanayii büyümesinin çevre felaketleri yaratacağı ortaya konduğunda hiç gerçekçi gelmedi. Hatta bir çok büyük politikacı bunun Amerika’nın gelişmesini önlemek isteyen yabancı ülkelerin bir taktiği olduğunu iddia etti.

1970′Lİ YILLAR

Nükleer denemelerin tüm hızıyla yapıldığı bir döneme karşılık geliyor. Dünyanın her yerinde nükleer denemelerin yasaklanması yıllar sürecek bir süreç alacaktı.

Geçen yıllarda çevre sorunları bu ölçüde işlenmiyordu. 1990′lu yıllarda tüketim ve üretim bandının mutlaka geridönüşüm yani “recycle” içermesine kara verildi. Böylece şehir çöpleri daha etkin ayrıldı. Metaller, kağıt ve türlü malzeme ayrıştırılıp tekrar kullanıldı.

Amaç en az çöp atık ortaya çıkarmak ve çöpte kaybolan metal ve kağıt yerine sürekli ağaç kesilmesini ve maden açılmasını önlemekti.

1990′LI YILLAR

Ozon Tabakası‘ndaki yırtık ve Chlorofluorocarbon gazlar gündeme gelmişti. Özellikle parfümlerden buzdolaplarına kullanılan pek çok kimyasal gazın dünyaya ciddi zarar verdiği anlaşılmıştı.

2000′Lİ YILLAR

“Küresel İklim Değişikliği” karbondioksit birikimi ve özellikle temiz / yenilenebilir enerji kaynakları, güneş enerjisi, rüzgar enerjisi, dalga enerjisi gibi alternatifler gündeme geldi.

Cihazların enerji koruma modu olması, (Energy Star standartları) otomatik bekleme / standby konumuna gelmesi aranır oldu.

Öyle ki Plazma TVler daha fazla enerji harcadıkları için LCD TV ler karşısında pazar kaybetti. Çünkü Amerikalı, Avrupalı ve Avustralyalı ailelerin Plazma TV tercihinin ciddi anlamda enerji krizi doğuracağı hesaplanmıştı. Aydınlatma için akkor ampüller yerine alternatif olacak yeni LED aydınlatmalar, fluoresan ampüller önerildi.

Kısacası dünya insanı 1969′dan beri çok büyük çevre felaketleri yaşadı ve yenilerinin yolda olduğunu kuraklığın, sellerin fırtınaların kapıda olduğunu farketti.

Bir kaç kişiyle başlayan gündem önce şehirlere sonra ülkelere yayıldı. Earth Day her geçen yıl daha büyük ölçekte bildirilerle ve küresel çevre eylemleriyle enerji tasarrufuyladevam etti.
Bu yıl ise en büyük çevresel sorun, gıda dağılımının dengesizliği. Enerji darboğazı nedeniyle hububat ürünlerinin petrol yerine ikame üretimde kullanılması bir anda bir gıda darboğazı yaşattı. Dünyanın pek çok yerinde ayaklanmalar ve açlık tehdidi başladı.